Resim Sanatında Mekân ve Derinlik
Yrd. Doç. Dr. Enver YOLCU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Eğitim Fakültesi

Genel anlamda modern resim olarak adlandırılan resimlerin halkımız tarafından görece beğenilmemesinin temelinde, biçime yönelik müdahaleler bir yana bırakılırsa, resim-mekân ilişkisinin anlatım farklılaşmaları yer alır. Resimde mekân ve derinlik uygulamasının günümüze kadar geçirdiği üslupsal değişim, biçimsellikten zihinselliğe evrilmenin de etkisiyle sözgelimi Rönesans’takinden oldukça farklıdır.

Bilindiği gibi, Rönesans öncesi resim-mekân ilişkisi, resmin yer aldığı mekânla sınırlıydı. Perspektifin bilinmeyişi, derinlik duygusu ve mekân algısını engellemiş; ancak espasla (nesneler arasındaki boşluklarla) yaratılan bir derinlik duygusu oluşturulabilmişti. Rönesans’la birlikte perspektifin bulunuşuyla mekân, resim sanatının önemli konularından ve aynı zamanda da sorunlarından biri olmuştur.

Perspektif, resim sanatını derinden ve köklü biçimde etkilemekle kalmamış, insanın dünya ve mekân algısının da değişmesine yol açmıştır. Matematiğin de katkılarıyla resim sanatında perspektifteki uzmanlaşma ve pitoresk  (heyecan uyandırıcı, göz alıcı doğa manzarası) tekniğinin etkisiyle izleyicide oluşan yanılsama bir üst boyuta taşınmış ve izleyicinin resimle yanılsama eksenli kurduğu empati güçlenmiştir.

Resim sanatının perspektifle başlayan ve sürdürülen ilişkisi, Rönesans’tan sonra da devam etmiştir. Ne var ki, perspektifle yakalanan mekân ve derinlik algısı, her dönemde aynı olmamış, genel üslup ayrışımlarıyla sürekli değişime uğramıştır. İlk başlarda gerçekliği yakalamak amacıyla resme giren perspektif, değişen anlatım biçimleriyle farklı kullanımlara bürünmüştür.

Çok kısa olarak süreç içindeki bu değişime birkaç örnek verelim:

  • Neo-klasik döneme damgasını vuran “idealize etme” anlayışı, bu dönem resminde mekânı ikinci plana iter ve adeta bu idealizasyonun bir aracına dönüştürür.

  • Duygu odaklı Romantik resimde mekân da bu duyguların etkisiyle oluşarak gerçeklikten belli ölçüde uzaklaşır ve düşsel bir yapıya bürünür.

  • 19. yüzyıldaki bilimsel gelişmeler, Empresyonizmle başlatmanın mümkün olabileceği Modern resimde mekân olgusunu analitik yaklaşımın egemen olduğu bir düzleme yerleştirir. Kübizmle birlikte, resimdeki mekânı belirleyen görsellik, yerini zihinselliğe terk eder ve Picasso resimlerinde de yoğun biçimde karşımıza çıkan “çok merkezli görme” gündeme gelir. Kübizmle birlikte üçüncü boyuta, dördüncü boyut olarak zaman kavramı da eklenir. Yani, bir nesne sadece fiziksel olarak genişliği, yüksekliği ve derinliğiyle var değildir; nesneler zaman içeresinde var olmaktadırlar.

  • Sürrealizmde, resimdeki mekânla resmin yer aldığı mekânın “tekleşmesi” ile yaratılan etkide (özellikle yanılsama ile gerçek arasında) bir ‘şok’ söz konusudur. Resim yüzeyinde birçok mekân tek mekân boyutuna indirgenerek izleyici şaşırtılmaktadır.

  • Konstrüktivizmde yüzey-boyut-hacim iç içe geçer. Duchamp, sanat eserinin yer aldığı mekânı da bir sanat nesnesine dönüştürerek, resim-mekân ilişkisinde adeta bir devrim gerçekleştirir. Kosuth, Duchamp’ın yaklaşımını geliştirir ve resmin asılacağı duvarı resmin mekânına dönüştürür.

Sanal mekân ya da gerçek mekânın sanallaştırılması, resim-mekân ilişkisinin son halkası olarak görülebilir. Bu yaklaşım güncel sanat içinde de varlığını sürdürmektedir. Tarihsel gelişim sürecinde resim sanatının mekân ve derinlik uygulamalarındaki değişimi dikkate alınmadan değerlendirilecek bir eserin, yazının girişinde ifade ettiğimiz gibi halk tarafından kabul görebilmesi zordur. Günümüz resim sanatı ile halkımız arasındaki (tabir yerinde olursa) kan uyuşmazlığının temelinde yatan neden de budur. Bu uyuşmazlığın giderilmesi ise, okullarımızda verilen sanat eğitiminin kapsamı ve yöntemiyle doğru orantılıdır.

 

  geri.gif (677 bytes)home.gif (700 bytes)ileri.gif (676 bytes)